podcast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
podcast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2012 Perşembe

Dinledim: How Lotteries Work - Stuff You Should Know

Piyango ile ilgili düşüncelerim oldukça çeşitli. Lafa gelince herkesin söyleyebileceği "çalışmadan para kazanmak olmaz", ama iş hayallere, maaşlı çalışarak kurulamayacak hayatlara gelince tek çözüm yolu piyango gibi görünüyor.

Yapı itibariyle muhafazakar olan devlet yapısının kendi eliyle piyangoyu desteklemesi ise tartışılması gereken ayrı bir boyut. Eğitime, savunmaya ayrılan bütçeler sadece bir göz boyamadan, vatandaşları "uyandırmama"dan ibaret.

Stuff You Should Know podcastinin How Lotteries Work bölümünde aldığım notların bir kısmı şöyle:
  1. Nakit para ödüllü ilk piyango 16. yüzyılda Floransa'da Lotto di Firenze adıyla çekillmiş.
  2. Massachusetts'te bağımlılık hatlarını arayan her 3 kişiden 1'inin bağımlılığı piyango çekilişleri.
  3. Virginia eyaletinin kurulmasında piyangonun büyük payı var. Düzenlenen 200 farklı çekiliş sayesinde köprüler, okullar ve kiliseler yapılmış.
  4. Princeton ve Columbia Üniversiteleri loto çekilişlerinden elde edilen paralarla kurulmuş.
Vaat edilenlerin aksine Amerika Birleşik Devletleri'nde piyango gelirlerinden eğitime ayrılan pay giderek azalıyor. Örneği Missouri'de başlarda bu oran %52 iken şu anda %30'a kadar gerilemiş durumda. Üniversite öncesi ayrılan pay ise tüm ABD'de %1'in altında.

Biraz da sayılar
  1. eBay'de 15000 dolara george wahington imzalı loto bileti almak mümkün.
  2. 50 top ile çekilen bir lotoda 6 topu da bilme ihtimalini 16 milyonda 1. Bu sayı +1 top kuralı ile iyice azalıyor.
  3. Amerika'da büyük ikramiyeyi kazananlara 2 yol öneriliyor. İkramiye üzerinde büyük kesintiler uygulanarak hemen almak veya 25 sene boyunca küçük bir kesintiyle düzenli ikramiye almak.
  4. Federal vergiler %28 civarında. Ödül milyon doların üzerindeyse vergi oranı %39'a kadar çıkıyor.
  5. Kesintiler ve vergiler ile 10 milyon dolarlık para ödülü 2,5 milyon dolara kadar inebiliyor.
  6. Lotoyu düzenleyen şirketler ödeme için hazine bonosu satın alıyorlar. Bu bonolar için uzun vade veren 7 kişiden fiyat alarak en uygun fiyatı veren kişi ile anlaşıyorlar.

22 Mart 2012 Perşembe

Takip ettiğim podcastler (2)

Düzenli olarak takip etmeye çalıştığım podcastleri tanıtmaya şurada başlamıştım.
Sayfalarca yazıyı tek seferde zaten okumayacağınızı düşünerek parçalara ayırdığım yazıya burada devam ediyorum.

Yolculuklarımın hızla bitmesinde katkısı olanların en önemlileri arasında hiç kuşkusuz Josh Clark ve Charles "Chuck" Bryant tarafından sunulan ve her konudan merak edilenleri detaylı bir araştırmayla sunan Stuff You Should Know isimli podcast var.

3 ila 5 günlük aralarla yayınlanan podcastte iki arkadaşın sohbeti şeklinde geçen konuşmalar asla sıkmıyor ve temel bilgileri hap şeklinde dinleyiciye sunuyor.

Konuşmalar sırasında bahsi geçen önemli konular sunucular tarafından not alınıyor ve ileriki şovlarda bahsedilmek üzere listeleniyor. Bir gün SETI Projesi'nden bahsedilirken, ertesi programda konu ortaçağ düellolarına gelebiliyor.

HowStuffWorks ekibinin bir parçası olarak Stuff You Should Know'un yanı sıra, Stuff From The Future da takip edilmesi gereken podcastlerden. Ancak bunu indirmesi biraz daha uzun zaman alıyor, zira bu bir video podcast. Yapay zeka, kitaplar, kişisel iletişim, üniversiteler vb. gelecekte nasıl şekilleneceğini merak ediyorsanız fikir edinmenize yardımcı olabilecek bir kaynak.

Alt textSon olarak ucu bucağı olmayan BBC Documentaries'den de bahsetmem gerekir. BBC'nin podcast arşivi hemen her haber ağını kıskandıracak kadar geniş. Teknolojiyi önden takip etmenin yararlarını bu açıdan da sıklıkla yaşadıklarını tahmin ediyorum.

2007'den bu yana her iki günde bir eklenen belgeseller, dinleyecek zamanı olanlar için hazine değerinde. Gazze'de olan bitenden Yunanistan'ın geleceğine, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evsizlerden Haiti'deki kolera salgınına kadar, geniş yelpazedeki konular hem öğrencileri hem dünya politikasına hakim olmak isteyenlerin başucunda yer almalı.

Takip ettiğim podcastler (1)

Bildiğiniz üzere İstanbul'da evden işe, işten eve ulaşım oldukça uzun zaman alıyor. Toplu taşıma kullanıyorsanız bu sürenin size daha da uzun geleceğini de biliyoruz. O nedenle radyo, müzik, kitap vazgeçilmez oluyor. Eğer toplu taşıma kavgalarından, bağırış ve kornalardan kendinizi soyutlamak istiyorsanız birkaç podcast tavsiyem olacak;

Günün açılışını TWiT ekibinin hazırladığı ve günlük olarak servis ettiği Tech News Today (TNT) ile yapıyorum. Eğer teknolojiyle ilgili bir iş yapıyorsanız veya teknolojik donanım ve yazılımlara ilgi duyuyorsanız takip etmekten mutlaka zevk alacağınızı düşündüğüm bir podcast.

Tom Merritt'in (@acedtect) sunuculuğunu yaptığı programda düzenli olarak destek verenler Sarah Lane (@sarahlane) ve Iyaz Akhtar (@iyaz). Ancak günün anlam ve önemine bağlı olarak yeni konuklar da alınıyor. Ortalama 45 dakika süren program çok hızlı akıyor ve dinlerken insanı hiç zorlamıyor.

Devamında biraz haber diyorum ve başvurduğum kaynak BBC Türkçe Basın Özetleri. Kıskanılacak derecede anlaşılır bir Türkçe ile sunulan podcastte İngiliz gazetelerinde bir önceki gün çıkan önemli haberlerin özetlerine ulaşmanız mümkün.

Her basın organında olduğu gibi BBC'nin de tarafsızlığı sorgulanabilir. Ancak gerek ciddiyeti, gerekse kalitesi ile benim başvuru kaynaklarımdan biri. Ne yazık ki BBC'nin Türkçe olarak servis ettiği tek podcast bu.

Podcastlere burada devam ediyorum...

12 Mart 2012 Pazartesi

Dinledim: How SETI Works - Stuff You Should Know

Merhaba, bugün birçok kişinin gençlik hevesi olan SETI projesiyle ilgili Stuff You Should Know podcastinde öğrendiklerimi size aktarmaya çalışacağım. Are We Alone? (Yalnız mıyız?) ayı nedeniyle hazırlanan 1 Mart 2012 tarihli podcastin uzunluğu ise 38'28''.

How Stuff Works ekibinin hazırladığı podcastler için bu adresi ziyaret etmeniz yeterli. Uzun servis yolculuklarını, bitmek bilmeyen belediye otobüsü maceralarınızı çekilebilir kılacaklarından emin olabilirsiniz.

SETI nedir?

SETI yani Search for Extraterrestrial Intelligence (Dünya Dışı Zekaları Arama) projesi ile geniş kitlelerin tanışması Jodie Foster ve Matthew McConaughey'in başrollerini paylaştığı 1997 yapımı Contact (Temas) filmi ile oldu. Halbuki projenin ilk adımlarının atılması Nicola Tesla'ya, SETI olarak anılması ise 1959 yılına dek uzanıyor.

Cornell menşeili iki fizikçi, Giuseppi Cocconi ve Philip Morrison'ın Nature dergisinde yayınlanan ve yıldızlar arası iletişimde mikrodalgaların (fırın değil :) kullanılabileceğini öngören makaleleri birçoğumuzun ufkunu açmıştır. Önceden Amerikan hükümeti tarafından desteklenen proje artık özel fonlar ve bireysel yardımlar ile ilerliyor.

SETI kabaca, uzaydan elde edilen radyo sinyallerinin incelenerek, dalgalardaki belirgin farklılaşmaların yorumlanması olarak açıklanabilir.

Waterhole?

Waterhole elektromanyetik spektrumda yer alan en sessiz alanı temsil ediyor. 1420 ve 1666 megahertz arasında bulunan bu aralık 21 (hidrojene -H tekabül ediyor) ve 18 (hidroksite -OH tekabül ediyor) santimetre dalgaboylarını ifade ediyor ve bir arada kullanıldıkların H2O (su) sembolize ediyor. Waterhole ismi ilk olarak Bernard Oliver tarafından kullanılıyor. Bunun nedeni suyun dünya dışı varlıklar için de vazgeçilmez olduğunun düşünülmesi.

Biz neler yapıyoruz?

Peki biz insanoğulları sadece bekliyor muyuz? Elbette hayır. Her ne kadar eskisi kadar iletişime açık olmasak da, bizim yayınlarımızı takip edebileceği umuduyla dünya dışı varlıklara gönderdiğimiz mesajlarımız var. Bunların en önemlileri arasında Jerry Ehrman'ın öncülük ettiği yayınlar var. 15 Ağustos 1977'deki yayında radyo sinyalleri vasıtasıyla harfler ve sayılar uzaya gönderildi.

Yine 70'li yıllarda Güneş Sistemi, DNA yapısı ve hayati bileşenlerle ilgili bilgiler olası dostlarımızın hizmetine sunuldu.

SETI her ne kadar oldukça idealist bir proje olsa da, ne kadar yararlı olduğu her zaman tartışmaya açıktı. Amerikan hükümeti tarafından desteklendiği yıllarda devletin bu işin ne kadar içinde olması gerektiği ile ilgili eleştiriler bir yana, halen devam eden süreçte dünya dışı zekalara ulaşmanın ne kadar beklemeyi gerektirdiği  de merak konusu.

Yapılan en kaba hesaplar olası bir varlığın en az 100 ışık yılı uzaklıkta olduğunu ve bunun neticesinde kurulacak bir temasın en iyi ihtimalle 200 yıl sonra gerçekleşeceğini öngörüyor. Bence bu süre, yapılan birçok araştırmaya göre beklenmesi mümkün ve elzem bir süre, en iyi ihtimalle bile olsa.

SETI@Home

Devir internet ve iletişim devri olduğundan SETI projesinin de yalnız ilerlemesi, takipçilerinden destel almaması düşünülemezdi. Bu nedenle Berkeley Üniversitesi'nin başını çektiği evde SETI projesi David Gedye'nin önerisiyle 1995 yılında faaliyete geçti.

Buna göre tek bir süperbilgisayar yerine, birçok ev bilgisayarı gücünün ortaklaşa kullanılması amaç edinildi. Veriler küçük dosyalar halinde sistemden çekiliyor ve işlenen veriler yeniden sisteme geri gönderiliyor. Bilgisayarınıza kuracağınız ufak bir programcıkla bu hedefe kilitlenmiş binlerce insana destek olabilirsiniz. Üstelik biglisayarınızın arka planında çalıştırmak ve sisteminizi yavaşlatmak istemiyorsanız sadece ekran koruyucu olarak ayarlayabilir, bilgisayarınızı kullanmadığınız anlarda devreye girmesini sağlayabilirsiniz.

8 Mart 2012 Perşembe

Dinledim: How Deja Vu Works - Stuff You Should Know

Merhaba, bir süredir takip ettiğim bir podcast olan Stuff You Should Know'un 24 Mart 2009 tarihli How Deja Vu Works bölümünde (24'40'') öğrendiklerimi burada paylaşacağım. Josh Clark ve Charles (Chuck) Bryant'ın birlikte sunduğu programda deja vü ile ilgili giriş seviyesinde bilgilere yer veriliyor ve önde gelen teorilerin detayları paylaşılıyor.

Deja vü'nün kelime anlamı önceden görmüş (Fr). Kavramın yaratıcısı 1851-1917 yılları arasında yaşamış olan Fransız araştırmacı Émile Boirac ve kavrama ilk yer verdiği eser L'Avenir des Sciences Physiques. Daha sonra konu üzerine araştırmalar yapan Sigmund Freud'a göre başlıca sebep tabii ki bastırılmış anılar, duygular (zaten neyin nedenleri bu değil ki?).

Konu uzun süre rafa kalktıktan ve bilim insanları tarafından reddedildikten sonra MR (manyetik rezonans) görüntüleme tekniğinin ortaya çıkması ve beyin fonksiyonlarının, beyindeki dalgalanmaların daha detaylı incelenebilmesi ile yeniden gündeme geliyor.

Yapılan istatistiklere göre deja vü 'görme' oranı %70'e %30. Yani her 10 kişiden 3'ü hiç deja vü yaşamadım diyor. Ancak benim çevremde bu oran sıfıra yakın. Tüm arkadaşlarımın başına böyle bir olay gelmiş.

Deja vü farkları, teoriler

Deja vü kabaca ikiye ayrılıyor; sosyal ve biyolojik. Sosyal bölümdeki deja vü'ler duygu ve hislerle ilgili, anı temelli ve hiçbir hastalıkla ilişkilendirilmeyip, sorun olarak kabul edilmiyor. Biyolojik tarafta ise epilepsi ve şizofreni en sık görülen nedenler arasında.

Zaten yapılan incelemelere göre epilepsi krizlerinden hemen önce hastaların bir çoğu bu ve benzeri deneyimler yaşıyor. Bu hastalar çok daha derin bir his yaşıyor ve gerçek-kurgu arasındaki farkı çoğu zaman yitiriyorlar.


Nörolog Robert Efron'a göre deja vü'nün nedeni beynin aynı dış etkene 2 kez maruz kalması ve bunlar arasındaki zaman farkını beynin yanlış yorumlaması. Göz gördüğü şeyi doğrudan temporal loba ulaştırmak yerine önce beynin sağ yarısına ilettiğinde böyle bir 'gecikme' yaşanıyor ve önceden yaşamış hissine sahip oluyoruz.

Alan Brown'un kendi öğrencileri üzerinde yaptığı testlere göre ise subliminal mesajlar deja vü'leri tetikliyor. Öğrencilerine farklı zamanlarda hiç gitmedikleri ülkelerin fotoğraflarını subliminal mesaj olarak gösteren Brown, ilerleyen derslerde aynı fotoğrafları öğrencilerine gösterdiğinde 'evet buraya gitmiştim, evet bu manzarayı biliyorum' şeklinde cevaplar alıyor.

Yukarıdaki videoda ünlü bir 'mentalist' olan Derren Brown'un iki reklamcı üzerinde yaptığı deneyi izleyebilirsiniz. Sonuçları eminim sizi de çok şaşırtacak ve deja vü konusunda sizin de zihninizde bir şeyler canlanacak.

Yeniden

Zaten kısa olan blog geçmişime 1 sene ara vermiş olmanın heyecanı ile bundan böyle takip ettiğim podcastleri, okuduğum kitapları, dinlediğim müzikleri, incelediğim web sitelerini sizlerle paylaşacağım.

Umarım 30 yaşımı yeni aşmışken artık bir hobi edinmeyi başarabilirim. Zira nargile ile hayat geçmiyor, aksine erken bitiyor.