Bu yazı The Economist'te 26 Kasım 2012 tarihinde yayınlanan "A Top Ten for Business Leaders" yazısının bir derlemesidir. Yazı, IMD'den Strateji ve Genel Yönetim Profesörü Thomas Malnight'a ait.
1. Her şeyi sosyalleştirin
Sosyal teknolojiler artık hem günlük yaşamın hem de iş hayatının en önemli parçası. 'Sosyal nesiller' şirketleri içten değiştirmeye başladı. İlişkiler, iletişim ve pazarlama bire bir olmaktan çıktı ve çok kişiden çok kişiye olmak üzere evrildi.
2. Değeri yeniden tanımlayın
'Değer'in anlamı 21. yüzyılda değişti. Artık kişiselleştirilebilir ürünler ve 'benimle birlikte yaratıldı' kavramı öne çıkıyor.
3. Her şeyi dağıtın
Hareketlilik yeni bir deneme girdi. Tüketim hem zaman hem de mekan bağımlılığından kurtuldu. Küçük üretici 3B print gibi yöntemlerle üretimi yeniden şekillendiriyor.
4. Yeni endüstri devrimi
Akıllı makineler ve robotlar toplum kavramında önemli değişiklilere yol açacak. Teknoloji profesyonellere ait işleri amatörlerin de rahatlıkla yapmasına olanak sağlıyor. Makineler resepsiyonist, banka görevlisi ve hatta gardiyan bile olabiliyorlar. Yaşlı nüfus için avantaj sayılsa da işsizliği körükleyeceği de göz önüne alınmalı. Diğer taraftan akıllı makineler yeni iş olanakları da yaratacaktır.
5. Yeni uzay yarışına hazır olun
Özellike Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin ve Avrupa (AB) arasında bir uzay yarışı olacak. Günlük yaşamda kullandığımız birçok materyalden küresel telekomünikasyondaki yenilikler uzay yarışının sonuçları. Burada önemli nokta uzayın kime ait olduğu tartışması ve yeniliklerin tabana yayılıp yayılmayacağı.
6. Jeopolitik savaşlar
BRICS ve diğer büyüyen ekonomiler ekonominin geleceğinde etkin rol oynayacak. Politikacılar ve şirketler küresel pozisyonlarını korumak için harekete geçmek zorunda. Hükümetlere duyulan güven azaldıkça milliyetçilik artacak ve güç tabana yayılacak.
7. Kaynak sıkıntıları
Küresel ısınma gerçekten var, dünyanın nüfusu hızla artıyor (öngörüler dünya nüfusunun 2050'de 9 milyar olacağı yönünde). Tüketim anlayışı değişmek zorunda. Sınır ötesi yatırımlar buna uygun şekilde gelişecek.
8. Kârdan önce amaç
Şirketler tüketicilerin, işçilerinin ve hisse sahiplerinin artan taleplerine optimum noktada cevap vermek zorunda. Büyük firmalar toplum ile ortak faydaların üzerine yoğunlaşmalı.
9. Bilgi güçtür
Siber uzay yeni güvenlik standardımız. Bilgi ve birikim hem şirketler hem bireyler hem de devletler için gücün ana kaynağı. Siber suçlarla başa çıkmak için ticaretin, siyasetin ve toplumların demokratikleşmesi ön koşul. Dijital özgürlük ile 'Big Brother' arasındaki o ince çizgi göz ardı edilmemeli.
10. Bankalara kimin ihtiyacı var?
Finans sistemi çöktü. Kural koyucular değiştirmek, iş dünyası yeni alanlar, tüketiciler alternatif peşinde. Peşin para giderek daha az kullanılıyor. Dijital cüzdanlar ve mobil bankacılık artık her zamankinden daha fazla hayatımızda. Daha kalabalık ve nakdin olmadığı olmadığı bu yeni ortamda bankalar kilit pozisyonlarını giderek yitiriyor.
Konuyla ilgili şuraya göz atmak da faydalı olacaktır;
http://www.globaltrends.com/
15 Aralık 2012 Cumartesi
24 Nisan 2012 Salı
Organik ürün nereden alınır? İpek Hanım Çiftliği
Her şey UZMANTV'de Genel Yayın Yönetmenim olan Defne Andaç'ın (@defneandac) attığı bir tweet ile başladı. İpek Hanım Çiftliği'nin engin dünyasına bu sayede dahil olduk. Madem doğanın beşiğinde oturuyoruz neden içeriğini bilmediğimiz, daha kötüsü bildiğimiz halde sırf daha iyisini arayıp bulmadığımız için yemek zorunda kaldığımız ürünlerle yetinelim ki diye düşündük ve ilk adımı attık.
Pınar Kaftancıoğlu'nun bizim Ayvalık planlarımıza benzer bir hevesle gidip yerleştiği Nazilli'deki evini giderek arsalarla desteklemesi sonucu kurulan İpek Hanım Çiftliği (ismini Pınar Hanım'ın kızından alıyor) tamamı 500 dönüme ulaşan genişliğiyle her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz bir yer.
Pınar Hanım ürünlerine çok güveniyor ve yönetmeliklerin etrafından dolaşarak organik sertifikası alan işletmelere inat böyle bir başvuruda bile bulunmamış. Lezzetin, iyi niyetin her türlü sertifikadan önce geldiğini kendisi de çok iyi biliyor.
Bu işe hobi olarak başlasa da giderek artan talep onu mininum kâr ve maksimum müşteri memnuniyeti ile genişlemeye sevk etmiş. Şimdilerde genelde büyükşehirlerden gelen siparişleri titizlikle hazırlıyor ve koli ile gönderiyor.
Haftalık gönderdiği ve sürekli güncellediği çok başarılı bir de listesi var Pınar Hanım'ın. Bu listede istediğiniz ürünleri ve istediğiniz miktarı işaretlediğinizde en altta size ücreti hemen gösteriliyor. Üstelik 8,5 TL'nin üzerindeki kargo ücretlerini havale miktarından düşebiliyorsunuz.
İnternet sitesini detaylı incelediğimde bu çiftliğin bir butik otel olmadığına kanaat getirdim. Zira kimsenin bırakın sizinle ilgilenmek ve lüks bir ortam sunmak, kafasını kaşıyacak zamanı yok. Çünkü sürekli mevsim değişiyor, bahçeler tarlalar sürekli ilgi istiyor.
İpek Hanım Çiftliği
Ocaklı Köyü Mevkii
Nazilli, Aydın
Tel: 0533 328 2615
http://www.ipekhanim.com
Pınar Kaftancıoğlu'nun bizim Ayvalık planlarımıza benzer bir hevesle gidip yerleştiği Nazilli'deki evini giderek arsalarla desteklemesi sonucu kurulan İpek Hanım Çiftliği (ismini Pınar Hanım'ın kızından alıyor) tamamı 500 dönüme ulaşan genişliğiyle her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz bir yer.
Pınar Hanım ürünlerine çok güveniyor ve yönetmeliklerin etrafından dolaşarak organik sertifikası alan işletmelere inat böyle bir başvuruda bile bulunmamış. Lezzetin, iyi niyetin her türlü sertifikadan önce geldiğini kendisi de çok iyi biliyor.
Bu işe hobi olarak başlasa da giderek artan talep onu mininum kâr ve maksimum müşteri memnuniyeti ile genişlemeye sevk etmiş. Şimdilerde genelde büyükşehirlerden gelen siparişleri titizlikle hazırlıyor ve koli ile gönderiyor.
Haftalık gönderdiği ve sürekli güncellediği çok başarılı bir de listesi var Pınar Hanım'ın. Bu listede istediğiniz ürünleri ve istediğiniz miktarı işaretlediğinizde en altta size ücreti hemen gösteriliyor. Üstelik 8,5 TL'nin üzerindeki kargo ücretlerini havale miktarından düşebiliyorsunuz.
İnternet sitesini detaylı incelediğimde bu çiftliğin bir butik otel olmadığına kanaat getirdim. Zira kimsenin bırakın sizinle ilgilenmek ve lüks bir ortam sunmak, kafasını kaşıyacak zamanı yok. Çünkü sürekli mevsim değişiyor, bahçeler tarlalar sürekli ilgi istiyor.
İpek Hanım Çiftliği
Ocaklı Köyü Mevkii
Nazilli, Aydın
Tel: 0533 328 2615
http://www.ipekhanim.com
17 Nisan 2012 Salı
Anadoluhisarı'nda yemek için nereye gidilir? Dere Balık
Göksu Deresi hayatımızı kurtardı desek yeridir. Kıyısında önce kahvaltı edecek güzel bir cafe, ardından nargile içebileceğimiz bir çimenlik bulduk. Eve 10 dakikalık mesafedeki bu hayat kurtarıcıların ardından sanırım rakı-balık, iki tek, cuma içmesi aktivitelerine ev sahipliği yapacak mekanı da geçtiğimiz hafta sonu keşfettik; Dere Balık.
Anadoluhisarı'nın bitişiğindeki bu meyhane aynı zamanda köprüye de komşu. Derenin diğer yakasından geçerken, önünden Göksu Cafe'ye giderken sürekli gördüğümüz ama fiyatlarından emin olamayıp içeri atmaya çekindiğimiz bir mekandı.
Aslında dışarıdan bakınca pahalı görünmüyor ancak İstanbul'da Boğaz gören mekanlardaki akıl almaz fiyatlar da herkesin malumu.
Dere Balık iki katlı, ayrıca güzel havalarda dere kenarında, teknelerin kıyısına atılan 4-5 masa daha var. Biz gittiğimizde giriş katı boştu. Ancak üst kat tamamen doluydu. Boş masa varken biz dere kıyısını tercih ettik. Servis oldukça hızlı ve garsonlar da gayet ilgiliydi.
Süremiz kısıtlı olduğu için ana yemek almadık, ancak tattığımız bol mezenin tamamından memnun kaldık diyebilirim. Özellikle hardal ve soğanlı levrek marin benim kişisel favorim oldu. Ancak paçanga böreğini tavsiye etmem, normalin iki katı sarılmış yufka nedeniyle malzemesine ulaşmakta ve tadını almakta güçlük çektik.
19 sularında mekandaydık ve saat 20 gibi kalktık. İçeri girdiğimizde ise keman nameleri başlamıştı. Belli ki bir süre sonra keman üst kata çıkacak ve daha zevkli bir demlenmeyi mümkün kılacak. Saatinizi bu eğlenceye göre ayarlayabilirsiniz.
Dere Balık
Toplarönü Sokak, No:11
Anadoluhisarı, Beykoz
Tel: 0216 332 26 09
http://www.derebalik.com
Anadoluhisarı'nın bitişiğindeki bu meyhane aynı zamanda köprüye de komşu. Derenin diğer yakasından geçerken, önünden Göksu Cafe'ye giderken sürekli gördüğümüz ama fiyatlarından emin olamayıp içeri atmaya çekindiğimiz bir mekandı.
Aslında dışarıdan bakınca pahalı görünmüyor ancak İstanbul'da Boğaz gören mekanlardaki akıl almaz fiyatlar da herkesin malumu.
Dere Balık iki katlı, ayrıca güzel havalarda dere kenarında, teknelerin kıyısına atılan 4-5 masa daha var. Biz gittiğimizde giriş katı boştu. Ancak üst kat tamamen doluydu. Boş masa varken biz dere kıyısını tercih ettik. Servis oldukça hızlı ve garsonlar da gayet ilgiliydi.
Süremiz kısıtlı olduğu için ana yemek almadık, ancak tattığımız bol mezenin tamamından memnun kaldık diyebilirim. Özellikle hardal ve soğanlı levrek marin benim kişisel favorim oldu. Ancak paçanga böreğini tavsiye etmem, normalin iki katı sarılmış yufka nedeniyle malzemesine ulaşmakta ve tadını almakta güçlük çektik.
19 sularında mekandaydık ve saat 20 gibi kalktık. İçeri girdiğimizde ise keman nameleri başlamıştı. Belli ki bir süre sonra keman üst kata çıkacak ve daha zevkli bir demlenmeyi mümkün kılacak. Saatinizi bu eğlenceye göre ayarlayabilirsiniz.
Dere Balık
Toplarönü Sokak, No:11
Anadoluhisarı, Beykoz
Tel: 0216 332 26 09
http://www.derebalik.com
10 Nisan 2012 Salı
Beylerbeyi'nde yemek için nereye gidilir?
İstanbul'da meyhane denince akla gelen birçok yer vardır da hakkını vererek bu işi sürdüren bir elin parmaklarını geçmez.
Bunlardan benim ilk aklıma gelen ve en çok sevdiğim kuşkusuz Beylerbeyi'nde yer alan İnciraltı Restaurant.
Beylerbeyi sahilinde yer alan İnciraltı Galatasaray Lisesi'nden arkadaşlarımla buluşmak için tercih ettiğimiz, eşimle pazar kahvaltılarında ziyaret ettiğimiz bir yer.
Ertuğrul Abi'nin (Çalak) misafirperverliğiyle daha da çekici hale gelen mekanın bence en önemli özelliği her öğünde damağınızda güzel tat bırakacak malzemeleri bir araya getiriyor oluşu. İster serpme kahvaltı için gidin ister 2 kadeh atmaya ister geceleri ağır ağır demlenmeye... Herkes için, günün her anı için keyfinizi yerine getirecek detaylar mevcut. Çünkü işini severek yapan bir kadro var.
Nasıl keşfettik?
İnciraltı'nı 2008 yılının bir yaz günü eşimle birlikte keşfettik. O zamanlar Beylerbeyi'nde bir evdeydik ve pazar kahvaltıları haftanın en güzel anlarını oluşturuyordu. Neden sahile inmiyoruz derken karşımıza çıkıverdi.
Kapısındaki çiçekler ve tabelasıyla zaten yeterince davetkardı. Bir de sahibinin Galatasaraylı olduğunu öğrenince vazgeçilmezler arasında hemen yerini aldı.
Hava durumuna göre incirlerin altındaki bahçede veya daha geniş katılımlı sonbahar-kış organizasyonları için 1. katta oturabilirsiniz.
Herhangi bir yemeğin, mezesini diğerinden ayıramasam da özellikle önerebileceklerim şöyle (siz yine de İnciraltı menüsüne bir göz atabilirsiniz);
Meze
Derseniz ki bir profesyonelden de konuyla ilgili bilgi alalım, o zaman size Vedat Milor'un tavsiyelerini içeren bir video öneriyorum;
http://video.ntvmsnbc.com/tadi-damagimda-17-subat-2012.html
İnciraltı Restaurant
Arabacılar Sokak, No:4 Beylerbeyi
Tel: 0216 557 66 86
http://www.inciralti.com.tr
Bunlardan benim ilk aklıma gelen ve en çok sevdiğim kuşkusuz Beylerbeyi'nde yer alan İnciraltı Restaurant.
Beylerbeyi sahilinde yer alan İnciraltı Galatasaray Lisesi'nden arkadaşlarımla buluşmak için tercih ettiğimiz, eşimle pazar kahvaltılarında ziyaret ettiğimiz bir yer.
Ertuğrul Abi'nin (Çalak) misafirperverliğiyle daha da çekici hale gelen mekanın bence en önemli özelliği her öğünde damağınızda güzel tat bırakacak malzemeleri bir araya getiriyor oluşu. İster serpme kahvaltı için gidin ister 2 kadeh atmaya ister geceleri ağır ağır demlenmeye... Herkes için, günün her anı için keyfinizi yerine getirecek detaylar mevcut. Çünkü işini severek yapan bir kadro var.
Nasıl keşfettik?
İnciraltı'nı 2008 yılının bir yaz günü eşimle birlikte keşfettik. O zamanlar Beylerbeyi'nde bir evdeydik ve pazar kahvaltıları haftanın en güzel anlarını oluşturuyordu. Neden sahile inmiyoruz derken karşımıza çıkıverdi.
Kapısındaki çiçekler ve tabelasıyla zaten yeterince davetkardı. Bir de sahibinin Galatasaraylı olduğunu öğrenince vazgeçilmezler arasında hemen yerini aldı.
Hava durumuna göre incirlerin altındaki bahçede veya daha geniş katılımlı sonbahar-kış organizasyonları için 1. katta oturabilirsiniz.
Herhangi bir yemeğin, mezesini diğerinden ayıramasam da özellikle önerebileceklerim şöyle (siz yine de İnciraltı menüsüne bir göz atabilirsiniz);
Meze
- Uskumru taratoru
- Topik
- Fava
- Uskumru dolması
- Ahtapot ızgara
- Asma yaprağında sardalya
- Pırasa köfte
- İncir tatlısı
- Bitter çikolatalı eritme helva
Derseniz ki bir profesyonelden de konuyla ilgili bilgi alalım, o zaman size Vedat Milor'un tavsiyelerini içeren bir video öneriyorum;
http://video.ntvmsnbc.com/tadi-damagimda-17-subat-2012.html
İnciraltı Restaurant
Arabacılar Sokak, No:4 Beylerbeyi
Tel: 0216 557 66 86
http://www.inciralti.com.tr
Etiketler:
balık lokantası,
beylerbeyi,
beylerbeyi kahvaltı,
boğaz,
brunch,
inciraltı,
inciraltı kahvaltı,
inciraltı meyhanesi,
inciraltı nerede,
kahvaltı,
meyhane,
pazar,
pazar kahvaltısı,
yemek
3 Nisan 2012 Salı
Bahçe çalışmalarımız başladı (5)
Pazar gününün ilk çalışmalarını önceki yazımda paylaşmıştım.
Şimdi bahçemizde devrim niteliğinde bir kararla orman ve çim bölümü ayırma operasyonumuzdan bahsetmek istiyorum.
Evimiz 2 dönümlük bir arazide. Bunun 1,5 dönümden fazla kısmı ağaçlarla kaplı. Geri kalan yerde çim alan, ev ve atölyemizi kuracağımız henüz balta girmemiş bir bölüm var. Amacımız her bir bölümü özel kılmak ve farklı yaşam alanları yaratmak.
Bunun için çim ve ormanı birbirinden bariz biçimde ayırmak için şimşirde karar kılmıştık. Ancak bahçe konusundaki yardımcımız Kamil Bey'in önerisiyle maliyeti çok düşük ve bakımı kolay olan ligustrumda karar kıldık. Zira bahçe kesinlikle ev gibi değil. Sürekli bakım ve yatırım istiyor. Ve biz bu yılki istihkakımızı doldurmak üzereyiz.
Fiyat vermekte sakınca görmüyorum, ligustrum fidanının fiyatı gün itibariyle 1,5 TL. Ancak oldukça dar olduklarından 40 metrelik çit için 275 fidan ve 100 çuval toprak kullandık. Gübre burada da çok önemli olduğundan toprak seçimini de buna göre yaptık.
Ligustrum nasıl dikilir?
Ligustrum dikiminin püf noktası zigzag şeklinde ilerlemek. 20 santimetre derinliğinde açılan çukurda bir sağ, bir sol şeklinde dikilirse daha hızlı çit halini alıyor. Pazar günkü problemimiz ise hava kararana kadar cansuyunu verememiş olmamızdı. Ancak arkasından bastıran yağmur bize yardımcı oldu.
Her ne kadar klasik bahçe uzmanları cansuyunun çok önemli olduğunu ve o şiddette yağan yağmura rağmen verilmesi gerektiğini söylese de bu bana bir ritüel hatta bir batıl inanç gibi geldi. Birkaç gün sonra kimin haklı olduğunu da göreceğiz.
Başka neler yaptık?
Bir yandan ekim-dikim işleri yaparken diğer taraftan bahçe düzenlemesi ile ilgili de ilerleme kaydetmemiz gerekiyordu. Bunun için Öykü çok çalıştı.
Şimdi bahçemizde devrim niteliğinde bir kararla orman ve çim bölümü ayırma operasyonumuzdan bahsetmek istiyorum.
Evimiz 2 dönümlük bir arazide. Bunun 1,5 dönümden fazla kısmı ağaçlarla kaplı. Geri kalan yerde çim alan, ev ve atölyemizi kuracağımız henüz balta girmemiş bir bölüm var. Amacımız her bir bölümü özel kılmak ve farklı yaşam alanları yaratmak.
Bunun için çim ve ormanı birbirinden bariz biçimde ayırmak için şimşirde karar kılmıştık. Ancak bahçe konusundaki yardımcımız Kamil Bey'in önerisiyle maliyeti çok düşük ve bakımı kolay olan ligustrumda karar kıldık. Zira bahçe kesinlikle ev gibi değil. Sürekli bakım ve yatırım istiyor. Ve biz bu yılki istihkakımızı doldurmak üzereyiz.
Fiyat vermekte sakınca görmüyorum, ligustrum fidanının fiyatı gün itibariyle 1,5 TL. Ancak oldukça dar olduklarından 40 metrelik çit için 275 fidan ve 100 çuval toprak kullandık. Gübre burada da çok önemli olduğundan toprak seçimini de buna göre yaptık.
Ligustrum nasıl dikilir?
Ligustrum dikiminin püf noktası zigzag şeklinde ilerlemek. 20 santimetre derinliğinde açılan çukurda bir sağ, bir sol şeklinde dikilirse daha hızlı çit halini alıyor. Pazar günkü problemimiz ise hava kararana kadar cansuyunu verememiş olmamızdı. Ancak arkasından bastıran yağmur bize yardımcı oldu.
Her ne kadar klasik bahçe uzmanları cansuyunun çok önemli olduğunu ve o şiddette yağan yağmura rağmen verilmesi gerektiğini söylese de bu bana bir ritüel hatta bir batıl inanç gibi geldi. Birkaç gün sonra kimin haklı olduğunu da göreceğiz.
Başka neler yaptık?
Bir yandan ekim-dikim işleri yaparken diğer taraftan bahçe düzenlemesi ile ilgili de ilerleme kaydetmemiz gerekiyordu. Bunun için Öykü çok çalıştı.
- Zakkumlar sökülerek başka bir zamanda, başka bir yerde tekrar dikilmek üzere ayrıldı.
- Evin inşaatı sırasında kullanılan su deposu evden ve terastan görülmeyecek şekilde bahçenin uzak bir noktasına gizlendi.
- Küçük saksılarda ama bahçede duran çiçekler belli bir sırayla ekildi.
- Tik ağacından yer döşemesi kullanılarak evin girişinde bir oturma ve 'eşinin hazırlanmasını bekleyen koca' alanı yaratıldı.
- Eve uzak bahçe duvarlarında sarmaşık sardırılacak yerler belirlendi ve ipleri hazırlandı.
Etiketler:
ağaç,
Bahce,
bahce bakimi,
beykoz,
cicek,
fidan,
gorele,
gübre,
istanbul,
koy hayati,
ligustrum,
ligustrum dikimi,
ligustrum fidanı,
ligustrum nasıl dikilir,
tohum,
toprak
Bahçe çalışmalarımız başladı (4)
Bahçemizde en kısa sürede misafir ağırlamak için çalışmalarımız tam gaz devam ediyor. Her hafta sonu ve fırsat buldukça hafta içi toprak, çiçek ve böcek ile haşır neşir oluyoruz. Yağmur biraz engellese de serin hava şartları kolaylaştırıyor.
Pazar gününün aktivitesi ligustrumları dikmek ve bahçede budama yapmaktı. Tabii ki, ağaçlar uzun zamandır ilk kez budanacağı için bir profesyonele, Kamil Bey'e danıştık. 1 tam günde tüm bahçeyi bitirebileceğini öğrenince de hemen el sıkıştık.
Bir sonraki budama sırasında incelikleri öğrenir ve ağaçlara çocukluğumdaki gözükaralıkla tırmanmayı başarabilirsem budama işini de tek başıma hallederim.
Budama sırasında bahçemizi keşfetme imkanı da bulduk.
Günün devamı bir sonraki yazıda...
Pazar gününün aktivitesi ligustrumları dikmek ve bahçede budama yapmaktı. Tabii ki, ağaçlar uzun zamandır ilk kez budanacağı için bir profesyonele, Kamil Bey'e danıştık. 1 tam günde tüm bahçeyi bitirebileceğini öğrenince de hemen el sıkıştık.
Bir sonraki budama sırasında incelikleri öğrenir ve ağaçlara çocukluğumdaki gözükaralıkla tırmanmayı başarabilirsem budama işini de tek başıma hallederim.
Budama sırasında bahçemizi keşfetme imkanı da bulduk.
- Az sayıda olduğunu sandığımız fındık ağaçlarımızın 14 tane olduğu
- Erik ağaçlarının yabani olduğu ve 1-2 ay içinde aşılama yapılırsa 'evcilleşeceği'
- Yılan ve akreplerin kolaylıkla saklanabileceği alanlar olduğundan eve yakın bahçe duvarlarına sarmaşık sardırılmaması gerektiği 1 günde aldığımız tüyolardan bazıları.
Günün devamı bir sonraki yazıda...
Etiketler:
ağaç,
Bahce,
bahce bakimi,
beykoz,
cicek,
fidan,
gorele,
gübre,
istanbul,
koy hayati,
ligustrum,
ligustrum dikimi,
ligustrum fidanı,
ligustrum nasıl dikilir,
tohum,
toprak
30 Mart 2012 Cuma
Bahçe çalışmalarımız başladı (3)
Bahçemiz güzelleştikçe içimizdeki çalışma şevki de artıyor. Kısır döngü denir ya, işte onun tam tersi. İşten eve döndüğümde artık bitkin bir vaziyette koltuğa yığılmak yerine kendimi bahçeye atmaya çalışıyorum.
Hafta içi ağaçlarımız geldi ve cansuyu verildi, artık bahçemizi yoldan ayırdık. Seramik ustası geldi ve taşlarımız düzeltildi, artık kusursuza yakın bir terasımız var. İşin fonksiyon kısmı büyük oranda bitti. Peki ya güzellik, hoşluk?
O kısımda da tabii Öykü'nün dediklerinin peşinde ilerliyoruz. Bu hafta durağımız Bauhaus oldu. Daha önce bahsettiğim gibi Salı sabahları yepyeni çiçekler geliyor ve profesyonellerin de uğrak yeri olduğundan çok uzun süre dayanmıyor. Hafta içi uğrayabildiğimizden kendimizi şanslı sayabiliriz.
Bahçeyi, terası ve evi çiçeklerle donatabilmek için birçok seçeneği değerlendirdik.
Artık misafirlerimizi daha güzel bir bahçe karşılayacak.
Hafta içi ağaçlarımız geldi ve cansuyu verildi, artık bahçemizi yoldan ayırdık. Seramik ustası geldi ve taşlarımız düzeltildi, artık kusursuza yakın bir terasımız var. İşin fonksiyon kısmı büyük oranda bitti. Peki ya güzellik, hoşluk?
O kısımda da tabii Öykü'nün dediklerinin peşinde ilerliyoruz. Bu hafta durağımız Bauhaus oldu. Daha önce bahsettiğim gibi Salı sabahları yepyeni çiçekler geliyor ve profesyonellerin de uğrak yeri olduğundan çok uzun süre dayanmıyor. Hafta içi uğrayabildiğimizden kendimizi şanslı sayabiliriz.
Bahçeyi, terası ve evi çiçeklerle donatabilmek için birçok seçeneği değerlendirdik.
- Pencere önüne koymak ve yemekler için tazecik kullanmak için biberiye,
- Terastaki masaları donatmak bu arada kokusundan faydalanabilmek için çok açık renk gül,
- Salonda kullanmak ve mağaza mağaza kesme çiçek aramamak için saksıda lilyum,
- Önceki turda aldıklarımızla uyum sağlaması için canlı renklerde sardunya aldık.
Artık misafirlerimizi daha güzel bir bahçe karşılayacak.
Etiketler:
ağaç,
Bahce,
bahce bakimi,
beykoz,
cicek,
fidan,
gorele,
gubre,
istanbul,
koy hayati,
limon servi,
limon servi dikimi,
servi,
servi dikimi,
servi nasıl dikilir,
tohum,
toprak
Bahçe çalışmalarımız başladı (2)
Beykoz Görele'deki evimizin bahçesindeki çalışmalarımız son sürat devam ediyor. Listeyi sizinle paylaşmış ve ilk etaptaki çalışmalarda neler yaptığımızı anlatmıştım. Aynı hevesle, Öykü'nün hafta boyunca evde olmasını da fırsat bilerek çalışmalara hafta içi de devam ettik.
Randevulaştığımız gibi Beykoz Fidanlığı'ndan Kamil Bey ağaçları dikmek üzere geldi. Biz tüm gün çalışacağını, "gözü gibi bakacağı" ağaçların her birini sakınarak dikeceğini düşünürken, yılların verdiği deneyimle işi öğlen olmadan bitti. Biz yevmiyeyi vermiş ancak kendisini tam gün tutamamış olduk. Artık budama için geldiğinde hesaplaşırız.
Neyse ki yardım etmek üzere gelen arkadaşla birkaç saat çalışma fırsatı bulduk. Önceki gün ağaçların dikileceği çukurları kazdığından işimizi de hızlandırmıştı. Bu arada aklınızda bulunsun, saksıdaki servileri dikmek için 50 cm genişliğinde ve 40 cm derinliğinde çukurlara ihtiyacınız var. Ayrıca ne kadar kaliteli ve gübre oranı yüksek toprak kullanırsanız fidanların tutma ihtimali de o kadar artıyor.
Sonraki aşamada bahçede yıllardır balta girmemiş bölümden başlayarak yabani otlardan, içinde yürünmez hale gelen çalılardan arınma işlemini başlattık. Çıkan 60'tan fazla çöp torbasını attığımızda hafriyat sanarak almayacak çöpçüleri atlatmak için 1 haftaya yaymak gerektiğini fark ettik.
Bahçe ve teras düzenlemesindeki bana en çok moral veren gelişme ise taşlarımızın düzeltilmesi oldu. Aşırı soğuklar ve don nedeniyle yerinden oynayan, dökülen seramiklerimiz yeniden yapıştırıldı. Eve geldiğimizde bizi artık güzel bir teras karşılıyor.
Randevulaştığımız gibi Beykoz Fidanlığı'ndan Kamil Bey ağaçları dikmek üzere geldi. Biz tüm gün çalışacağını, "gözü gibi bakacağı" ağaçların her birini sakınarak dikeceğini düşünürken, yılların verdiği deneyimle işi öğlen olmadan bitti. Biz yevmiyeyi vermiş ancak kendisini tam gün tutamamış olduk. Artık budama için geldiğinde hesaplaşırız.
Neyse ki yardım etmek üzere gelen arkadaşla birkaç saat çalışma fırsatı bulduk. Önceki gün ağaçların dikileceği çukurları kazdığından işimizi de hızlandırmıştı. Bu arada aklınızda bulunsun, saksıdaki servileri dikmek için 50 cm genişliğinde ve 40 cm derinliğinde çukurlara ihtiyacınız var. Ayrıca ne kadar kaliteli ve gübre oranı yüksek toprak kullanırsanız fidanların tutma ihtimali de o kadar artıyor.
Bahçe ve teras düzenlemesindeki bana en çok moral veren gelişme ise taşlarımızın düzeltilmesi oldu. Aşırı soğuklar ve don nedeniyle yerinden oynayan, dökülen seramiklerimiz yeniden yapıştırıldı. Eve geldiğimizde bizi artık güzel bir teras karşılıyor.
Etiketler:
ağaç,
Bahce,
bahce bakimi,
beykoz,
cicek,
fidan,
gorele,
gubre,
istanbul,
koy hayati,
limon servi,
limon servi dikimi,
servi,
servi dikimi,
servi nasıl dikilir,
tohum,
toprak
29 Mart 2012 Perşembe
Dinledim: How Lotteries Work - Stuff You Should Know
Piyango ile ilgili düşüncelerim oldukça çeşitli. Lafa gelince herkesin söyleyebileceği "çalışmadan para kazanmak olmaz", ama iş hayallere, maaşlı çalışarak kurulamayacak hayatlara gelince tek çözüm yolu piyango gibi görünüyor.
Yapı itibariyle muhafazakar olan devlet yapısının kendi eliyle piyangoyu desteklemesi ise tartışılması gereken ayrı bir boyut. Eğitime, savunmaya ayrılan bütçeler sadece bir göz boyamadan, vatandaşları "uyandırmama"dan ibaret.
Stuff You Should Know podcastinin How Lotteries Work bölümünde aldığım notların bir kısmı şöyle:
Biraz da sayılar
Yapı itibariyle muhafazakar olan devlet yapısının kendi eliyle piyangoyu desteklemesi ise tartışılması gereken ayrı bir boyut. Eğitime, savunmaya ayrılan bütçeler sadece bir göz boyamadan, vatandaşları "uyandırmama"dan ibaret.
Stuff You Should Know podcastinin How Lotteries Work bölümünde aldığım notların bir kısmı şöyle:
- Nakit para ödüllü ilk piyango 16. yüzyılda Floransa'da Lotto di Firenze adıyla çekillmiş.
- Massachusetts'te bağımlılık hatlarını arayan her 3 kişiden 1'inin bağımlılığı piyango çekilişleri.
- Virginia eyaletinin kurulmasında piyangonun büyük payı var. Düzenlenen 200 farklı çekiliş sayesinde köprüler, okullar ve kiliseler yapılmış.
- Princeton ve Columbia Üniversiteleri loto çekilişlerinden elde edilen paralarla kurulmuş.
Biraz da sayılar
- eBay'de 15000 dolara george wahington imzalı loto bileti almak mümkün.
- 50 top ile çekilen bir lotoda 6 topu da bilme ihtimalini 16 milyonda 1. Bu sayı +1 top kuralı ile iyice azalıyor.
- Amerika'da büyük ikramiyeyi kazananlara 2 yol öneriliyor. İkramiye üzerinde büyük kesintiler uygulanarak hemen almak veya 25 sene boyunca küçük bir kesintiyle düzenli ikramiye almak.
- Federal vergiler %28 civarında. Ödül milyon doların üzerindeyse vergi oranı %39'a kadar çıkıyor.
- Kesintiler ve vergiler ile 10 milyon dolarlık para ödülü 2,5 milyon dolara kadar inebiliyor.
- Lotoyu düzenleyen şirketler ödeme için hazine bonosu satın alıyorlar. Bu bonolar için uzun vade veren 7 kişiden fiyat alarak en uygun fiyatı veren kişi ile anlaşıyorlar.
27 Mart 2012 Salı
Beykoz'da kahvaltı için nereye gidilir? Göksu Cafe
Haftasonu bahçe çalışmalarından önceki durağımız sıkı bir kahvaltı için Göksu Cafe oldu. Göksu Deresi'nin Boğaz ile birleştiği noktadaki bu mekanı şans eseri, arabamızı Sabancı Öğretmenevi'nin sokağına park ederken gördük.
Boğaz'ın iyi bakılmış köşklerine bitişik, çam ağaçlarının gölgesindeki Göksu Cafe'ye aslında ilk olarak cumartesi günü gittik. Ancak hem hizmetten hem lezzetten çok memnun kaldığımız için pazar günü de hiç tereddüt etmeden bir kez daha uğradık.
Anadoluhisarı'na bitişik sokaktan denize doğru indiğinizde önüne çıkıyorsunuz. Ulaşım oldukça kolay, üstelik aracınızla gitseniz dahi tam önünde park yeri bulmakta zorluk çekmezsiniz.
Bilmeniz gerekenler
Göksu Cafe'nin çok sayıda masası yok. İçeride veya dere kenarındaki balkonda yer alan 10 kadar masadan birine oturabilirsiniz. Ancak saate önem vermenizde fayda var. Saatlerin ileri alındığı gün gitmiş olmamıza karşın sabah 9'da (yani eski saatle 8) yedi masanın dolmuş olduğunu fark ettik.
8 kişilik geniş aile, fotoğrafçı bir çift, küçük çocuklarıyla gelmiş bir aile, orta yaşın üzerindeki 2 kadın gibi oldukça farklı müşteri profili bir arada olduğu için herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim.
Fiyatlar birçok cebe uygun gelecektir. Yanında sıcak bir seçenekle 2 kişiyi gayet rahat doyuracak bir kahvaltı tabağı var. 5 çeşit peynirin tamamı oldukça lezzetli.
Göksu Cafe
Riyaziyeci Çıkmazı, No:5 Anadoluhisarı Beykoz
Tel: 0216 332 16 37
http://www.goksucafe.com
Boğaz'ın iyi bakılmış köşklerine bitişik, çam ağaçlarının gölgesindeki Göksu Cafe'ye aslında ilk olarak cumartesi günü gittik. Ancak hem hizmetten hem lezzetten çok memnun kaldığımız için pazar günü de hiç tereddüt etmeden bir kez daha uğradık.
Anadoluhisarı'na bitişik sokaktan denize doğru indiğinizde önüne çıkıyorsunuz. Ulaşım oldukça kolay, üstelik aracınızla gitseniz dahi tam önünde park yeri bulmakta zorluk çekmezsiniz.
Bilmeniz gerekenler
Göksu Cafe'nin çok sayıda masası yok. İçeride veya dere kenarındaki balkonda yer alan 10 kadar masadan birine oturabilirsiniz. Ancak saate önem vermenizde fayda var. Saatlerin ileri alındığı gün gitmiş olmamıza karşın sabah 9'da (yani eski saatle 8) yedi masanın dolmuş olduğunu fark ettik.
8 kişilik geniş aile, fotoğrafçı bir çift, küçük çocuklarıyla gelmiş bir aile, orta yaşın üzerindeki 2 kadın gibi oldukça farklı müşteri profili bir arada olduğu için herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim.
Fiyatlar birçok cebe uygun gelecektir. Yanında sıcak bir seçenekle 2 kişiyi gayet rahat doyuracak bir kahvaltı tabağı var. 5 çeşit peynirin tamamı oldukça lezzetli.
Göksu Cafe
Riyaziyeci Çıkmazı, No:5 Anadoluhisarı Beykoz
Tel: 0216 332 16 37
http://www.goksucafe.com
Etiketler:
açık büfe kahvaltı,
beykoz,
beykoz kahvaltı,
boğaz,
brunch,
göksu,
göksu cafe,
göksu cafe nerede,
göksu kahvaltı,
görele,
istanbul,
istanbul kahvaltı,
kahvaltı,
pazar,
pazar kahvaltısı
25 Mart 2012 Pazar
Bahçe çalışmalarımız başladı (1)
Daha önce bahsettiğim bahçe çalışmalarına güzel havayı da fırsat bilerek hemen başladık. Kayınvalidemin ön ayak olması, eşim Öykü'nün günlerdir bilenmiş olması ile sabah erkenden evden kaçtık. İlk adresimiz Göksu Deresi'nin denize kavuştuğu noktadaki Göksu Cafe oldu. Zira açlık hiçbirimizi olumlu etkilemiyor.

Mükellef bir kahvaltının ardından soluğu Beykoz Fidanlığı'nda aldık. Haftanın her günü açık olan fidanlık, çiçek, fidan ve ağaç satışı yapıyor. Yanı sıra tarımsal destek almak isteyenlere yardımcı oluyor. Bahçıvanlar işinin ehli ve çok yardımcı. Bizim muhatabımız tesadüf eseri Kamil Koç isimli bir bahçıvandı.
Bahçe duvarı ile yolu ayırmak için hangi ağaçların işe yarayacağını sorduk. Aklımızda mezarlık servisi vardı. Serviden başka bir de limon servi önerdiler. Her metreye 1 tane dikilirse 1 sene içinde yolla bağlantımızın tamamen kesileceği söylendi. Aklımızdakinden şaşmadık ve 40 tane fidan seçtik.
Servi dikerken bilmeniz gerekenler
Kamil Bey sağolsun 1-2 gün içinde nakliyesini de ayarlayarak dikim için gelecek ve fidanların cansuyunu verecek. Kendisinden öğrendiğimiz tüyoları sıraladım:
- Topraktan sökülecek fidanlar yerine bir süredir saksıda olan fidanları seçin. Böylece tutma ihtimali artar. Aklınızda olsun saksıdakilerin fiyatı biraz daha yüksek.
- Fidanların separatör görevi görmesine hemen ihtiyacınız varsa 50 santimetre, zamanınız varsa 1 metre arayla dikim yapın.
- Duvar dibine dikecekseniz fidana büyümesi için yer bırakmak için en az 30 santimetre pay bırakın ve duvardan açın.
- Her fidan için 30 santimetre genişliğinde, 40 santimetre derinliğinde çukur açın.
- Toprak olarak bol gübreli, mümkünse koyun gübreli bir toprak alın. Ne kadar kaliteli toprak o kadar sağlıklı fidan. Her bir fidan için 1 çuval toprak gidiyor.
- Dikim zamanı erken ilkbahar ayları. Gecikseniz bile havaların çok sıcak olmadığı aylara kadar süreniz var. Günlük sulama çok önemli.
- Budama için profesyonel destek alabileceğiniz gibi eğer ekipmanınız varsa kendiniz de işe koyulabilirsiniz. Budama ağacı gürleştiriyor.
Etiketler:
ağaç,
Bahce,
bahce bakimi,
beykoz,
beykoz fidanlığı,
cicek,
fidan,
gorele,
gubre,
istanbul,
koy hayati,
servi,
servi dikimi,
servi nasıl dikilir,
tohum,
toprak,
yasam
23 Mart 2012 Cuma
Bahcemizde neler yapmamiz gerekiyor?
Posted via iPhone
Beykoz'da bahceli eve tasininca buldumcuk olmayip acilen harekete gecmek ve bir plan cercevesinde calismak gerektigini dusundum.
Asagidaki listeyi tamamladigimizda artik kendi yagimizla kavrulup huzura erecegimiz gune yaklastigimiza kanaat getirecegim.
Tasinir tasinmaz yaptirdigimiz seramikler cok soguk gecen kisa dayanamadi ve bir kismi dokuldu. Elden gecirilip tekrar yapistirilmasi gerekiyor.
2 donum bahcenin buyuk bolumu agaclarla kapli. Kalan yerlerde atolyemizi insa ettikten sonra tarim yapmayi planliyoruz. Toprak dokturdukten sonra kapisini calacagim kisi bu isin okulunu okumus olan mektepten kardesim Selen Caglayik Eloglu olacak.
Cicek ekmeye baslamak istiyoruz. Aklinizda olsun, ucuz tohum ve cicegin adresi, eger erken saatlerde ugrayabilirseniz, Sali sabahi Bauhaus'tur. Burasi her cins cicek icin profesyonellerin de tercihi.
Tesisattaki kacaklari tespit etmek sulama sistemini kurmak elzem. Tasarruf bir yandan, ergonomi diger yandan bastiriyor. Kuyu suyunu analize gonderip turlu isler icin kullanmaliyiz.
Ilaclama mevsimi geldi. Zaten karinca, orumcek vazgecilmezimiz. En azindan zararlilardan temizlenip bahcede bir oturma duzeni kurabiliriz.
Konfor?
Arkadaslarimizin da yararlanabilmesi icin 90 metrekarelik terasimiz isler hale gelmeli. Bunun icin dis mekan oturma grubu bakim istiyor. Ince bir zimpara, mobilya yagi ile bu sorunun da ustesinden gelecegiz.
Kayinvalidemin maddi destegi ile ilk etabini atlattigimiz bahce aydinlatmalarini tamamlama zamanidir. Philips ile bu isi de cozeriz gibi geliyor.
Vakit isbasi yapma vaktidir.
Beykoz'da bahceli eve tasininca buldumcuk olmayip acilen harekete gecmek ve bir plan cercevesinde calismak gerektigini dusundum.
Asagidaki listeyi tamamladigimizda artik kendi yagimizla kavrulup huzura erecegimiz gune yaklastigimiza kanaat getirecegim.
Tasinir tasinmaz yaptirdigimiz seramikler cok soguk gecen kisa dayanamadi ve bir kismi dokuldu. Elden gecirilip tekrar yapistirilmasi gerekiyor.
2 donum bahcenin buyuk bolumu agaclarla kapli. Kalan yerlerde atolyemizi insa ettikten sonra tarim yapmayi planliyoruz. Toprak dokturdukten sonra kapisini calacagim kisi bu isin okulunu okumus olan mektepten kardesim Selen Caglayik Eloglu olacak.
Cicek ekmeye baslamak istiyoruz. Aklinizda olsun, ucuz tohum ve cicegin adresi, eger erken saatlerde ugrayabilirseniz, Sali sabahi Bauhaus'tur. Burasi her cins cicek icin profesyonellerin de tercihi.
Tesisattaki kacaklari tespit etmek sulama sistemini kurmak elzem. Tasarruf bir yandan, ergonomi diger yandan bastiriyor. Kuyu suyunu analize gonderip turlu isler icin kullanmaliyiz.
Ilaclama mevsimi geldi. Zaten karinca, orumcek vazgecilmezimiz. En azindan zararlilardan temizlenip bahcede bir oturma duzeni kurabiliriz.
Konfor?
Arkadaslarimizin da yararlanabilmesi icin 90 metrekarelik terasimiz isler hale gelmeli. Bunun icin dis mekan oturma grubu bakim istiyor. Ince bir zimpara, mobilya yagi ile bu sorunun da ustesinden gelecegiz.
Kayinvalidemin maddi destegi ile ilk etabini atlattigimiz bahce aydinlatmalarini tamamlama zamanidir. Philips ile bu isi de cozeriz gibi geliyor.
Vakit isbasi yapma vaktidir.
22 Mart 2012 Perşembe
Takip ettiğim podcastler (2)
Düzenli olarak takip etmeye çalıştığım podcastleri tanıtmaya şurada başlamıştım.
Sayfalarca yazıyı tek seferde zaten okumayacağınızı düşünerek parçalara ayırdığım yazıya burada devam ediyorum.
Yolculuklarımın hızla bitmesinde katkısı olanların en önemlileri arasında hiç kuşkusuz Josh Clark ve Charles "Chuck" Bryant tarafından sunulan ve her konudan merak edilenleri detaylı bir araştırmayla sunan Stuff You Should Know isimli podcast var.
3 ila 5 günlük aralarla yayınlanan podcastte iki arkadaşın sohbeti şeklinde geçen konuşmalar asla sıkmıyor ve temel bilgileri hap şeklinde dinleyiciye sunuyor.
Konuşmalar sırasında bahsi geçen önemli konular sunucular tarafından not alınıyor ve ileriki şovlarda bahsedilmek üzere listeleniyor. Bir gün SETI Projesi'nden bahsedilirken, ertesi programda konu ortaçağ düellolarına gelebiliyor.
HowStuffWorks ekibinin bir parçası olarak Stuff You Should Know'un yanı sıra, Stuff From The Future da takip edilmesi gereken podcastlerden. Ancak bunu indirmesi biraz daha uzun zaman alıyor, zira bu bir video podcast. Yapay zeka, kitaplar, kişisel iletişim, üniversiteler vb. gelecekte nasıl şekilleneceğini merak ediyorsanız fikir edinmenize yardımcı olabilecek bir kaynak.
Son olarak ucu bucağı olmayan BBC Documentaries'den de bahsetmem gerekir. BBC'nin podcast arşivi hemen her haber ağını kıskandıracak kadar geniş. Teknolojiyi önden takip etmenin yararlarını bu açıdan da sıklıkla yaşadıklarını tahmin ediyorum.
2007'den bu yana her iki günde bir eklenen belgeseller, dinleyecek zamanı olanlar için hazine değerinde. Gazze'de olan bitenden Yunanistan'ın geleceğine, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evsizlerden Haiti'deki kolera salgınına kadar, geniş yelpazedeki konular hem öğrencileri hem dünya politikasına hakim olmak isteyenlerin başucunda yer almalı.
Sayfalarca yazıyı tek seferde zaten okumayacağınızı düşünerek parçalara ayırdığım yazıya burada devam ediyorum.
Yolculuklarımın hızla bitmesinde katkısı olanların en önemlileri arasında hiç kuşkusuz Josh Clark ve Charles "Chuck" Bryant tarafından sunulan ve her konudan merak edilenleri detaylı bir araştırmayla sunan Stuff You Should Know isimli podcast var.
3 ila 5 günlük aralarla yayınlanan podcastte iki arkadaşın sohbeti şeklinde geçen konuşmalar asla sıkmıyor ve temel bilgileri hap şeklinde dinleyiciye sunuyor.Konuşmalar sırasında bahsi geçen önemli konular sunucular tarafından not alınıyor ve ileriki şovlarda bahsedilmek üzere listeleniyor. Bir gün SETI Projesi'nden bahsedilirken, ertesi programda konu ortaçağ düellolarına gelebiliyor.
HowStuffWorks ekibinin bir parçası olarak Stuff You Should Know'un yanı sıra, Stuff From The Future da takip edilmesi gereken podcastlerden. Ancak bunu indirmesi biraz daha uzun zaman alıyor, zira bu bir video podcast. Yapay zeka, kitaplar, kişisel iletişim, üniversiteler vb. gelecekte nasıl şekilleneceğini merak ediyorsanız fikir edinmenize yardımcı olabilecek bir kaynak.
Son olarak ucu bucağı olmayan BBC Documentaries'den de bahsetmem gerekir. BBC'nin podcast arşivi hemen her haber ağını kıskandıracak kadar geniş. Teknolojiyi önden takip etmenin yararlarını bu açıdan da sıklıkla yaşadıklarını tahmin ediyorum.2007'den bu yana her iki günde bir eklenen belgeseller, dinleyecek zamanı olanlar için hazine değerinde. Gazze'de olan bitenden Yunanistan'ın geleceğine, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evsizlerden Haiti'deki kolera salgınına kadar, geniş yelpazedeki konular hem öğrencileri hem dünya politikasına hakim olmak isteyenlerin başucunda yer almalı.
Etiketler:
bbc,
bbc türkçe,
bbc türkçe basın özetleri,
following,
iphone,
iyaz akhtar,
podcast,
podcast inceleme,
rss,
sarah lane,
tech news today,
teknoloji,
tnt,
twit,
webcast
Takip ettiğim podcastler (1)
Bildiğiniz üzere İstanbul'da evden işe, işten eve ulaşım oldukça uzun zaman alıyor. Toplu taşıma kullanıyorsanız bu sürenin size daha da uzun geleceğini de biliyoruz. O nedenle radyo, müzik, kitap vazgeçilmez oluyor. Eğer toplu taşıma kavgalarından, bağırış ve kornalardan kendinizi soyutlamak istiyorsanız birkaç podcast tavsiyem olacak;
Günün açılışını TWiT ekibinin hazırladığı ve günlük olarak servis ettiği Tech News Today (TNT) ile yapıyorum. Eğer teknolojiyle ilgili bir iş yapıyorsanız veya teknolojik donanım ve yazılımlara ilgi duyuyorsanız takip etmekten mutlaka zevk alacağınızı düşündüğüm bir podcast.
Tom Merritt'in (@acedtect) sunuculuğunu yaptığı programda düzenli olarak destek verenler Sarah Lane (@sarahlane) ve Iyaz Akhtar (@iyaz). Ancak günün anlam ve önemine bağlı olarak yeni konuklar da alınıyor. Ortalama 45 dakika süren program çok hızlı akıyor ve dinlerken insanı hiç zorlamıyor.
Devamında biraz haber diyorum ve başvurduğum kaynak BBC Türkçe Basın Özetleri. Kıskanılacak derecede anlaşılır bir Türkçe ile sunulan podcastte İngiliz gazetelerinde bir önceki gün çıkan önemli haberlerin özetlerine ulaşmanız mümkün.
Her basın organında olduğu gibi BBC'nin de tarafsızlığı sorgulanabilir. Ancak gerek ciddiyeti, gerekse kalitesi ile benim başvuru kaynaklarımdan biri. Ne yazık ki BBC'nin Türkçe olarak servis ettiği tek podcast bu.
Podcastlere burada devam ediyorum...
Günün açılışını TWiT ekibinin hazırladığı ve günlük olarak servis ettiği Tech News Today (TNT) ile yapıyorum. Eğer teknolojiyle ilgili bir iş yapıyorsanız veya teknolojik donanım ve yazılımlara ilgi duyuyorsanız takip etmekten mutlaka zevk alacağınızı düşündüğüm bir podcast.Tom Merritt'in (@acedtect) sunuculuğunu yaptığı programda düzenli olarak destek verenler Sarah Lane (@sarahlane) ve Iyaz Akhtar (@iyaz). Ancak günün anlam ve önemine bağlı olarak yeni konuklar da alınıyor. Ortalama 45 dakika süren program çok hızlı akıyor ve dinlerken insanı hiç zorlamıyor.
Devamında biraz haber diyorum ve başvurduğum kaynak BBC Türkçe Basın Özetleri. Kıskanılacak derecede anlaşılır bir Türkçe ile sunulan podcastte İngiliz gazetelerinde bir önceki gün çıkan önemli haberlerin özetlerine ulaşmanız mümkün.
Her basın organında olduğu gibi BBC'nin de tarafsızlığı sorgulanabilir. Ancak gerek ciddiyeti, gerekse kalitesi ile benim başvuru kaynaklarımdan biri. Ne yazık ki BBC'nin Türkçe olarak servis ettiği tek podcast bu.
Podcastlere burada devam ediyorum...
Etiketler:
bbc,
bbc türkçe,
bbc türkçe basın özetleri,
following,
iphone,
iyaz akhtar,
podcast,
podcast inceleme,
rss,
sarah lane,
tech news today,
teknoloji,
tnt,
twit,
webcast
21 Mart 2012 Çarşamba
İstanbul'da geçinmek için ne kadar para gerekir?
Bu yazı diğerlerinden daha öznel ve daha tartışılabilir olacaktır. Zira kendi beklentilerimi, üstelik kısa vadede ve çok da uzun olmayan bir süre için (5 yıl) geçerli.
Yazıyı okurken 'yok artık daha neler' diyebilirsiniz. Her bir kalemdeki miktar sizi az veya çok olması nedeniyle şaşırtabilir. Ancak bazı kalemlere henüz yaşamadığım için tamamen tahmin yoluyla ulaştım. O nedenle hatam olacaktır.
Ben 30, eşim Öykü 31 yaşında. Yakında çocuk sahibi olmayı planlıyoruz ve gelir-gider tablomuzu buna göre şekillendiriyoruz. Şimdi kalem kalem hangi işe ayda ne kadar para gider şeklinde yaptığımız listeyi sizlerle paylaşıyorum.
Ekstralar;
Yazıyı okurken 'yok artık daha neler' diyebilirsiniz. Her bir kalemdeki miktar sizi az veya çok olması nedeniyle şaşırtabilir. Ancak bazı kalemlere henüz yaşamadığım için tamamen tahmin yoluyla ulaştım. O nedenle hatam olacaktır.
Ben 30, eşim Öykü 31 yaşında. Yakında çocuk sahibi olmayı planlıyoruz ve gelir-gider tablomuzu buna göre şekillendiriyoruz. Şimdi kalem kalem hangi işe ayda ne kadar para gider şeklinde yaptığımız listeyi sizlerle paylaşıyorum.
- Öykü'nün özel sağlık sigortası; yıllık 2700 TL üzerinden aylık 225 TL (Bu sağlık sisteminde zorunlu).
- Özgür'ün özel sağlık sigortası; işyerim tarafından karşılanıyor.
- Çocuğumuzun özel sağlık sigortası; yıllık 2700 TL üzerinden aylık 225 TL (Bu sağlık sisteminde zorunlu).
- Çocuğun giderleri (okul dönemine kadar); 500 TL (Aslında fikrim yok, ortalama bir değer).
- Öykü'nün cep telefonu faturası (Turkcell); 80 TL (Turkcell farkı).
- Özgür'ün cep telefonu faturası (Vodafone); 70 TL.
- Ev telefonu; 25 TL (Kullanılmıyor, sadece internet için gerekiyor).
- İnternet (ADSL); 55 TL (Temel işlerimizi karşılayacak en düşük paket).
- Yakıt (Doğalgaz); 400 TL (Ev bahçeli ve 2 cephesi duvar değil, cam. Farklı binalarda bu düşebilir).
- Digitürk; 55 TL (Film paketi var. Temel paket çok daha ucuz, ayrıca her zaman KabloTV seçeneği var).
- Mutfak giderleri; 1000 TL (Evden eve en büyük değişiklik burada olur sanırım. Yeni yemekler denemek için bazen ipin ucunu kaçırdığımız oluyor).
- Dışarıda yemek (1 kez haftaiçi, 1 kez haftasonu); 750 TL (Haftaiçi bir gün de yemek yapmayalım, haftasonu bir akşam arkadaşlarla bir yerlerde oturalım).
- Alışveriş; 250 TL (Bunun içine her şey giriyor aslında. Biraz az mı oldu ne?).
- Benzin; 400 TL (Peugeot 307 farkı).
- Su; 100 TL.
- Elektrik; 100 TL.
- Motorlu Taşıtlar Vergisi; yıllık 360 TL üzerinden aylık 30 TL.
- Öykü'nün SSK primleri; 250 TL.
- Özgür'ün yol parası; 200 TL (140 TL aylık Akbil, 60 TL minibüs).
- Tatil (yurtiçi); 300 TL/aylık (9 günlük bir yurtiçi tatilindeki tüm harcamalar).
- Tatil (yurtdışı); 750 TL/aylık (9 günlük bir yurtdışı tatilindeki tüm harcamalar).
- Birikim; 1000 TL (Çocuk eninde sonunda büyüyecek, şimdi olmazsa ne zaman?).
Ekstralar;
- Peki ya evimiz kira olsaydı? (+1500 TL).
- Peki yurtdışına kaçamak yapmak isteseydik? (+200 TL/aylık).
- Ya ben kendi işimi yapıyor olsaydım? (+250 TL SSK, + 225 TL/aylık Özel sağlık sigortası)
- Haftada 3 kez dışarı çıksaydık?
- Dışarı çıktığımızda dağıtacak kadar çok içmek isteseydik?
- Ev telefonumuzu kullanıyor olsaydık?
- Cep telefonumuzdan ayrılamasaydık?
- Daha büyük bir araba kullansaydık?
- Ya pahalı zevklerimiz olsaydı?
Etiketler:
birikim,
ekonomi,
ev ekonomisi,
gelir,
gider,
hayat,
hayat pahalılığı,
istanbul,
ozgur can gurpinar,
özgür,
özgür can,
tasarruf,
yaşam,
yeni bir yaşam
Britannica neden zamanının ötesinde bir yayın?
14 Mart'ta yapılan açıklamaya göre Encyclopædia Britannica artık basılı değil sadece dijital olarak hizmet verecek. Ancak birçok evde 22 ciltlik versiyonu bulunan ve internetin nimetleriyle giderek daha az kapağı açılan bu 244 yıllık efsane (1768) teknolojiye yenilmiş değil. Hatta uzmanlara göre teknoloji çağında en iyi pozisyon alan şirketlerden biri.
Neden dijital?
Cevap aslında çok basit. Ansiklopedinin yazılı versiyonu şirket gelirlerinin sadece %1'ini oluşturuyor. İnternet ve özellikle mobil alandaki gelişmeler insanları bilgiye en kısa yoldan ulaşmaya alıştırdı. Bu da evde ansiklopedi karıştırmak yerine, kitaplığın yanında olsak bile elimizin kitaplara değil, akıllı telefonlarımıza gitmesine neden oluyor.
Ayrıca insanlar elektronik kitaplara giderek alışıyor ve tabletlerdeki görsel, duyusal gelişmeler benzersiz deneyimler sunuyor. Bu konuda güzel bir Cüneyt Özdemir yazısı okumak isterseniz buyursunlar...
Ansiklopedinin yıllık 70 dolar olan dijital üyeliği ise gelirlerin %14'ünü temsil ediyor. Aylık 2 dolarlık iPhone uygulaması da gelirler arasında yerini alıyor. Ancak asıl para online eğitim kaleminden geliyor.
Britannica'nın zamana nasıl uyum sağladığını, çeyrek binyıldan sonra nasıl sarsılmadan ayakta kaldığını şuradan görebilirsiniz;
1981'de ilk dijital versiyon yayınlandı.
1989'da multimedya desteğiyle CD olarak satışa sunuldu.
1994'te internetten Britannica Ansiklopedisi'ne ulaşmak mümkündü.
2000'de Palm7 için ilk mobil üretildi.
2006'da şirket gelirlerinin %50'si dijital ürünlerden elde ediliyordu.
Unutmayın, açıklamaya göre son baskıdan sadece 4000 adet var ve koleksiyoncular tarafından satın alınmayı bekliyor.
Neden dijital?
Cevap aslında çok basit. Ansiklopedinin yazılı versiyonu şirket gelirlerinin sadece %1'ini oluşturuyor. İnternet ve özellikle mobil alandaki gelişmeler insanları bilgiye en kısa yoldan ulaşmaya alıştırdı. Bu da evde ansiklopedi karıştırmak yerine, kitaplığın yanında olsak bile elimizin kitaplara değil, akıllı telefonlarımıza gitmesine neden oluyor.
Ayrıca insanlar elektronik kitaplara giderek alışıyor ve tabletlerdeki görsel, duyusal gelişmeler benzersiz deneyimler sunuyor. Bu konuda güzel bir Cüneyt Özdemir yazısı okumak isterseniz buyursunlar...
Ansiklopedinin yıllık 70 dolar olan dijital üyeliği ise gelirlerin %14'ünü temsil ediyor. Aylık 2 dolarlık iPhone uygulaması da gelirler arasında yerini alıyor. Ancak asıl para online eğitim kaleminden geliyor.
Britannica'nın zamana nasıl uyum sağladığını, çeyrek binyıldan sonra nasıl sarsılmadan ayakta kaldığını şuradan görebilirsiniz;
1981'de ilk dijital versiyon yayınlandı.
1989'da multimedya desteğiyle CD olarak satışa sunuldu.
1994'te internetten Britannica Ansiklopedisi'ne ulaşmak mümkündü.
2000'de Palm7 için ilk mobil üretildi.
2006'da şirket gelirlerinin %50'si dijital ürünlerden elde ediliyordu.
Unutmayın, açıklamaya göre son baskıdan sadece 4000 adet var ve koleksiyoncular tarafından satın alınmayı bekliyor.
16 Mart 2012 Cuma
İstanbul'dan taşınsak ne iş yapabiliriz?
Gürpınar Ailesi en nihayetinde İstanbul'dan taşınacak ve bunu aklı İstanbul'da kalmadan, kendi kendine yeterek yapacak. Peki bu nasıl olacak? Ofis dışındaki hangi işler bu ailenin karnını doyuracak, çocuğunun masraflarını karşılayacak?
2011 yılı bizim için oldukça zorlu geçti. İşimden ayrıldıktan sonra birikmişlerden yemeye başladık ve tabii ki buna dağlar dayanmadı. Ama ufuk açmak açısından boş zamanın ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde gördük. Buradan kurtulmak için beyin fırtınaları birbirini izledi ve neler yapabileceğimiz hakkında bir dünya fikrimiz oldu.
Ben meslek sahibi değilim. Uluslararası ilişkiler mezunu, Avrupa Birliği ilişkiler yüksek lisanslı, biraz reklamcı, biraz editör, biraz internetçi bir çalışanım. Hep patronlarla, hep ofislerde çalıştım.
Eşim Öykü ise tam tersine. Öncelikle bir mesleği var, iç mimar. Yaptığı, elinin dokunduğu her evin peşinde birçok dekorasyon dergisi koşuyor. Diğer taraftan hayallerinin peşinde gitmek konusunda benden daha deneyimli ve daha yürekli. Sıfırdan alıp el emeğiyle kurduğu 3 markası var; art.i.choke, Laundromat ve SOFIE. Elde ettiği deneyimler ise çok daha çeşitli; ticaret, insan ilişkileri, el emeği.
Bunları birleştirdiğimizde hiçbir patrona hesap vermeden kendimize bakabileceğimiz işleri alt alta yazdık;
2011 yılı bizim için oldukça zorlu geçti. İşimden ayrıldıktan sonra birikmişlerden yemeye başladık ve tabii ki buna dağlar dayanmadı. Ama ufuk açmak açısından boş zamanın ne kadar önemli olduğunu net bir şekilde gördük. Buradan kurtulmak için beyin fırtınaları birbirini izledi ve neler yapabileceğimiz hakkında bir dünya fikrimiz oldu.
Ben meslek sahibi değilim. Uluslararası ilişkiler mezunu, Avrupa Birliği ilişkiler yüksek lisanslı, biraz reklamcı, biraz editör, biraz internetçi bir çalışanım. Hep patronlarla, hep ofislerde çalıştım.
Eşim Öykü ise tam tersine. Öncelikle bir mesleği var, iç mimar. Yaptığı, elinin dokunduğu her evin peşinde birçok dekorasyon dergisi koşuyor. Diğer taraftan hayallerinin peşinde gitmek konusunda benden daha deneyimli ve daha yürekli. Sıfırdan alıp el emeğiyle kurduğu 3 markası var; art.i.choke, Laundromat ve SOFIE. Elde ettiği deneyimler ise çok daha çeşitli; ticaret, insan ilişkileri, el emeği.
Bunları birleştirdiğimizde hiçbir patrona hesap vermeden kendimize bakabileceğimiz işleri alt alta yazdık;
- Ev alır renove ederiz: Rum evleri bizi bekler. Sermayemiz cebimizde olduktan sonra Ören'deki emektar yazlığı üs olarak kullanır, yenilediğimiz evleri üzerine kâr koyarak satarız.
- Yerel esnafa web sitesi yaparım. Turistik bölgede bolca pansiyon/butik otel bulunur. Tamamı öne çıkmak için çabalar. Ayvalık'ta internetten daha iyi anlayan adam zaten bulunmaz.
- Butik otel açarız. İnsandan anlarız, gusto sahibiyiz. Rum evine değer katmak, diğerleri arasından sıyrılmak bizim işimiz. Misafirleri daha iyi ağırlayan kimse olamaz.
Asıl amacımız ise keçeye yeniden nefes vermekti. art.i.choke ile başlayan serüvene Ayvalık'ta devam etmekti. Bunun için fazla büyük olmayan bir atölye bize yetecekti. Hammaddemiz, fikirlerimiz vardı. Etsy'de satışa başlamak, internetle işleri büyütmek ise kafamızdaki ölçeği düşünürsek benim için çocuk oyuncağıydı.
Sosyal yönümüzü ise belediyelere projeler sunarak, zeytin üreticileri ile ortak işlere imza atarak ve gönüllü olarak Filiz Ali'nin kurmuş olduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi'nde görev alarak geliştirecektik.
Bakmayın, Ayvalık iyi fikir. Ama olumsuz yönler, olumlu yönlere üstün geldi.
Biz fikrimizi erteledik. Hedefimizi daha güneye çektik.
Ayvalık'a taşınılır mı? Hayır.
Ayvalık'a taşınmak, yeni hayatına Ayvalık'ta adım atmak isteyenler için heyecan söndürecek bir yazı olabilir. Şimdiden uyarayım.
Önceki yazımda Ege Bölgesi'nde beni ve eşimi çağıran, ruhumuzu dinlendiren, aklımızdaki olumlu fikirleri paylaşmıştım. Peki ya sonra n'oldu o fikirlere? Neden hala İstanbul'dayız?
Açıklayayım.
2011 Ağustos Ören'i üs olarak kullanıp Ayvalık'ta günübirlik araştırmalar yapmakla geçti. Emlakçılar peşimize düşmeden ön incelemelerimizi zaten tamamlamıştık. Artık beğendiğimiz ve seçtiğimiz evleri kendi gözlerimizle görme zamanı gelmişti. İstanbul'daki dükkanı devrederek ödemelerimizi yapacak, kafamızdaki iş planlarını hemen hayata geçirecektir.
İlk şoku evleri gezmeye başladığımızda yaşadık. Fotoğraflarda bahçeli, bakımlı, güzel muhitte olan evler, ulaşılamaz derecede pahalı ve dökük çıktı.
Diğer nedenleri şöyle sıralayayım;
Önceki yazımda Ege Bölgesi'nde beni ve eşimi çağıran, ruhumuzu dinlendiren, aklımızdaki olumlu fikirleri paylaşmıştım. Peki ya sonra n'oldu o fikirlere? Neden hala İstanbul'dayız?
Açıklayayım.
2011 Ağustos Ören'i üs olarak kullanıp Ayvalık'ta günübirlik araştırmalar yapmakla geçti. Emlakçılar peşimize düşmeden ön incelemelerimizi zaten tamamlamıştık. Artık beğendiğimiz ve seçtiğimiz evleri kendi gözlerimizle görme zamanı gelmişti. İstanbul'daki dükkanı devrederek ödemelerimizi yapacak, kafamızdaki iş planlarını hemen hayata geçirecektir.
İlk şoku evleri gezmeye başladığımızda yaşadık. Fotoğraflarda bahçeli, bakımlı, güzel muhitte olan evler, ulaşılamaz derecede pahalı ve dökük çıktı.
Diğer nedenleri şöyle sıralayayım;
- Hava hiç de sıcak değil ve sezon çok kısa. İstanbul ile benzer hava durumu var, bu kış yaşanılan kar yağışları aynı şekilde etki etti.
- Rum evleri haddinden fazla pahalı. İçine az masrafla kafamızı sokabileceğimiz, çok da geniş olmayan evler bile 300-350 bin TL dolaylarından başlıyor -ki bu bizim bütçemizin neredeyse 2 misli.
- Kış aylarında kalitesiz yakıt kullanıldığından hava çok kirli ve yaşanacak gibi değil.
- Mahalleler ne yazık ki Ege kültürü, Rum mirasını taşıyan insanlarla değil, mübadele sonrası işgal eden insanlarla dolu. Komşuluk edebileceğimiz, bizi zenginleştirecek insanlarla tanışmak sandığımız gibi kolay olmayacak.
Ayvalık'a taşınılır mı? Evet.
Bu bir hayalkırıklığı hikayesi. Öykü ve Özgür'ün kendini büyük şehirden kurtaramamasının, çarkın içinde çırpınmaya devam etmesinin hikayesi. Ama sadece ilk kısmı. Bir de ikinci kısmı var, sonraki yazıda. Asıl bir de üçüncü kısmı var ki, henüz yazılmadı. Bıkıp usanmadan yaptığım araştırmaların sonucunu aldığımızda, bu ülke artık yaşanmaz hale geldiğinde yazılacak.
Mayıs 2011'de UZMANTV'deki işimden ayrıldım ve bir süre iş aradım. Görüşmeler olumlu sonuçlanmayınca yeni tekliflere açık olmakla birlikte boş da oturmak istemediğimden eşimle birlikte bir şeyler yapmaya karar verdim.
Sayılarla, hesap kitapla, bilgisayarla arası olmayan SOFIE'de eşim ve ortağına yardım ederken anladım ki Öykü ile birlikte, sadece kendimize hesap vereceğimiz bir iş kurmak çok da zor değil. Öykü'nün ruhu benim beynim birleşince fark yaratırız diye düşündük.
Bunun ilk adımı olarak 'ofis yaşamı'nı çağrıştıran İstanbul'dan kurtulmamız gerektiğinde hemfikirdik. Aklımıza da ilk olarak benim 20 yıldır, ailecek ise 2 yıldır gittiğimiz Edremit Körfezi, Edremit Körfezi'nde ise Rumların mirasının en iyi korunduğu yer olarak düşündüğümüz Ayvalık geldi.
Ayvalık'ta yaşanır mı diye düşündüğümüzde bizi evet cevabına iten şunlar oldu;
- 2010 yılında Edremit Havalimanı'na düzenli uçuşlar başladı, uçakla İstanbul 40 dakika. Özlersek, özlenirsek ulaşabiliriz.
- Arabayla İstanbul 6, İzmir ise sadece 2 saat. 'Ah büyükşehir' dersek gidip gelmek çok kolay.
- Yaz tatili özlemi çekmeyeceğiz, sezon güzel, deniz ayaklarımızın altında.
- Rum evleri fotoğraflarda yıkık görünmüyor, eski birini alır renove ederiz.
- Annemin Ören'de evi, kayınvalidemin ise Ayvalık'ta ev alma fikri var. Çocuk olsa onlar bakmaya yardımcı olur.
- Özellikle iç turizmin hareketli olduğu, kuracağımız iş için alıcı/müşteri bulabileceğimiz bir yer.
- Ege insanı iyi, Ege insanı yardımsever, Ege insanı misafirperver.
Şurada...
15 Mart 2012 Perşembe
İzledim: A Separation - En Yabancı, Evet. Ama En İyi?
Filmi izlemediyseniz bu yazıyı bilinçli tüketiniz.
Dün akşam nihayet 2012 Oscarlarında En İyi Yabancı Film dalında ödül kazanan A Separation'ı (Fars. Jodaeiye Nader az Simin) izleme fırsatı buldum. Asghar Farhadi'nin yönettiği 123 dakikalık filmin başrollerinde Peyman Moadi ve Leila Hatami var.
Film bir ayrılık hikayesi ile açılıyor. Boşanmak ve İran'dan kurtulmak isteyen Simin, ülkesinde kalmak için Alzheimerlı babasını, boşanmamak için kızının velayetini öne süren Nader çevresinde dönen filmin esas konusu ise Nader'in babasına bakmak için tuttuğu kadın ile arasında yaşadıkları nedeniyle kadının çocuğunu düşürdüğünü iddia etmesi ve bunu mahkemede ispat etmeye çalışması.
Hiç lafı uzatmadan, öncelikle filmin 8,6 IMDb puanını ve gelmiş geçmiş en iyi filmler listesinin 68. sırasını kesinlikle haketmediğini düşünüyorum. Sinema sektörüyle çok içli dışlı olmayan ben bile ilk 100'ün içine almamaya yetecek kadar iyi film biliyorum. Oyunculuklar gerçekten mükemmele yakın, yan karakterlerin az süre almalarına rağmen içleri dolu ancak yine de bu hiçbir filmi bence iyi yapmaya yetmiyor.
Tersi Olsaydı?
Eminim birçokları filmin detayına inip ne kadar başarılı olduğunu, sinema tekniklerinin ne kadar mükemmel işlendiğini anlatacaktır. Doğrudur da. Ama iş Oscar kurumuna, Amerikalılara ve bir İran filmine gelince, politik doğruculuktan ve gözleri kör eden oryantalizmden bağımsız olarak değerlendirmemin imkansız olduğunu söylemem gerekir.
Yıllardır avukatlık dizisi izleyen insanlarız. Boston Legal, Law and Order, The Practice, The Good Wife bunlardan hemen aklıma gelenler. Her bölümde bizi birden fazla kez ikilemde bırakıp, duygularımızı yok sayıp, tüm felsefemizden ödün vermemize neden olan olayları anlatıyorlar. Ancak hiçbiri -tabii ki, bu kadar el üzerinde tutulmuyor.
Ben Oscar komitesinde, "bu sene siyahilere Oscar veriyoruz" samimiyetsizliğinin bir benzerinin yaşandığını düşünüyorum. Zira filmde Roma Hukuku ilkeleri anlatılsa, duruşmalar mahkeme salonunda görülse, kadınlar başları açık olsaydı herhangi bir film olmaktan öte olduğu düşünülmeyecekti.
Nedense Oscarlarda mesajlar hep kör gözüm parmağına şeklinde verilir. Nazi Almanyası anlatılırsa Oscar ceptedir, engelli insanları konu alanlar hep bir adım öndedir. Bu film için de farklı bir şey sezemiyorum.
Dün akşam nihayet 2012 Oscarlarında En İyi Yabancı Film dalında ödül kazanan A Separation'ı (Fars. Jodaeiye Nader az Simin) izleme fırsatı buldum. Asghar Farhadi'nin yönettiği 123 dakikalık filmin başrollerinde Peyman Moadi ve Leila Hatami var.
Film bir ayrılık hikayesi ile açılıyor. Boşanmak ve İran'dan kurtulmak isteyen Simin, ülkesinde kalmak için Alzheimerlı babasını, boşanmamak için kızının velayetini öne süren Nader çevresinde dönen filmin esas konusu ise Nader'in babasına bakmak için tuttuğu kadın ile arasında yaşadıkları nedeniyle kadının çocuğunu düşürdüğünü iddia etmesi ve bunu mahkemede ispat etmeye çalışması.
Hiç lafı uzatmadan, öncelikle filmin 8,6 IMDb puanını ve gelmiş geçmiş en iyi filmler listesinin 68. sırasını kesinlikle haketmediğini düşünüyorum. Sinema sektörüyle çok içli dışlı olmayan ben bile ilk 100'ün içine almamaya yetecek kadar iyi film biliyorum. Oyunculuklar gerçekten mükemmele yakın, yan karakterlerin az süre almalarına rağmen içleri dolu ancak yine de bu hiçbir filmi bence iyi yapmaya yetmiyor.Tersi Olsaydı?
Eminim birçokları filmin detayına inip ne kadar başarılı olduğunu, sinema tekniklerinin ne kadar mükemmel işlendiğini anlatacaktır. Doğrudur da. Ama iş Oscar kurumuna, Amerikalılara ve bir İran filmine gelince, politik doğruculuktan ve gözleri kör eden oryantalizmden bağımsız olarak değerlendirmemin imkansız olduğunu söylemem gerekir.
Yıllardır avukatlık dizisi izleyen insanlarız. Boston Legal, Law and Order, The Practice, The Good Wife bunlardan hemen aklıma gelenler. Her bölümde bizi birden fazla kez ikilemde bırakıp, duygularımızı yok sayıp, tüm felsefemizden ödün vermemize neden olan olayları anlatıyorlar. Ancak hiçbiri -tabii ki, bu kadar el üzerinde tutulmuyor.
Ben Oscar komitesinde, "bu sene siyahilere Oscar veriyoruz" samimiyetsizliğinin bir benzerinin yaşandığını düşünüyorum. Zira filmde Roma Hukuku ilkeleri anlatılsa, duruşmalar mahkeme salonunda görülse, kadınlar başları açık olsaydı herhangi bir film olmaktan öte olduğu düşünülmeyecekti.
Nedense Oscarlarda mesajlar hep kör gözüm parmağına şeklinde verilir. Nazi Almanyası anlatılırsa Oscar ceptedir, engelli insanları konu alanlar hep bir adım öndedir. Bu film için de farklı bir şey sezemiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












